Ana Sayfa GEZGİN SÖYLEŞİ Leicester: Bir Master Hikayesi

Leicester: Bir Master Hikayesi

294

Seçkin selam, bize kendini tanıtabilir misin?


Liseyi ticaret meslekte, üniversiteyi Marmara Ekonomi’de okudum. Mezun olunca bir yatırım bankasında 4 yıl hazineci olarak çalıştım. Şu anda da Leicester Üniversitesi’nde Data Science (Veri Bilimi) üzerine yüksek lisans yapıyorum. Klasik hobilerim var, müzik, sinema vs. Teknolojiye acayip meraklıyım, bilimi yakından takip etmeye çalışırım. Çocukluğumdan beri yapay zeka kavramına bir sempatim vardır. Bir makineye tabiri caizse hayat verme fikri, her zaman çok çekici gelmiştir.

ilk günlerden


İstanbul’dan Leicaster’a taşındıktan sonra hayatın nasıl değişti? İyi ki taşınma kararı aldım ve bu şehri tercih ettim diyor musun?   


Leicester’a geldiğimde ilk deneyimim ciğerlerimin yanması oldu. Hava o kadar temiz ki ancak birkaç günde alışabildim. İstanbul’un kaosundan zaten çok sıkılmış biri olduğum için burası ilaç gibi geldi diyebilirim. Konsantrenizi bozacak neredeyse hiçbir etken bulunmadığından üniversite okumak için muhteşem bir yer. Öte yandan, burası rüzgarıyla ünlü. Leicester, Midland dediğimiz İngiltere’nin tam göbeğinde dümdüz bir bölgede bulunduğundan dolayı, rüzgar burayı sürekli olarak yalayıp geçiyor, dolayısıyla rüzgarın önündeki tek engel biz insanlar oluyoruz 🙂 Ben iyi ki Leicester’ı seçtim diyorum. Göreceli olarak daha büyük bir şehirde mesela Londra’da olsaydım dikkatimi çok dağıtacak faktörler olacağını dolayısıyla etkili bir eğitim edinemeyebilirdim diye düşünüyorum. Fakat, eğitimim bittiğinde burada tam olarak 12 ay kalmış olacağım. Buraya 3 yıl boyunca lisans eğitimi yapmaya gelmek ne kadar eğlenceli olur, huzurun fazlası bunalıma mı gider orasını kestiremiyorum 🙂


Data science master’ını seçerken temel motivasyonun neydi?


İngiltere’deki üniversitelere bakana kadar açıkçası Data Science kavramının varlığından bile haberim yoktu. Profesyonel hayatımda hazineciliğin yanı sıra IT ile içli dışlı olmamdan dolayı yazılım tarafı çok tatlı gelmişti. E zaten teknolojikolik bir adamım. Dedim ki benim bunun üzerine bir master yapmam lazım. Yazılım mühendisliklerine bakmaya başladım Türkiye’de. Yazılım mühendisliğine bakıyordum ama tam olarak istediğim bu değildi. Yazılımcı olunca hardcore kod yazma işine soyunmak cazip gelmiyordu. Istediğim, kod yazayım ama iş dünyasından da kopmayayım. Öyle problemler olsun ki, bu problemler için spesifik bir takım kurulmuş olsun hem business hem de yazılım bilen adamlardan oluşan. Köprü olmak istiyordum kısacası. Böyle derken bir arkadaşım, “Data Science masterlarına baksana” dedi. Benim cevabım “O ne ki?” oldu. Araştırdığımda aradığım kavramın aslında Data Science olduğunu öğrendim.


Bu program hangi ülkelerde daha ileri seviyede araştırılıp öğretiliyor?     


Data Science deyince tabi ki en büyük teknoloji şirketleri geliyor hemen akla ve bunların toplanma merkezi herkesin bildiği üzere California, Stanford ve Berkeley ile birlikte MIT(Massachusetts) bu işlerin başını çekiyor tabi ki. Bildiğim kadarıyla İskoçya’da da Edinburgh Üniversitesi bu konuda çok ileride. Sosyal medya analizi için kendi veritabanlarını oluşturduklarını ve bu veriyi sattıklarını okumuştum. Genel olarak, Amerika, İngiltere, kuzey kıta Avrupa ülkeleri bu işe çok önem veriyorlar. 

İngiltere’de yüksek lisans yarı zamanlı çalışma imkanı sağlıyor mu?  


İngiltere’de çalışma imkanı, tamamen vize tipi ile ilgili, ne okunduğu veya hangi derecede akademisyen olunduğu ile ilgili değil. Bizler EU vatandaşı olmadığımız için TIER4 (Student) tipi uzun dönemli öğrenci vizesi almamız gerekiyor. TIER4 haftada 20 saat çalışma hakkı tanıyor. Iş bulduğumuz takdirde, tek yapmamız gereken NIN (National Insurance Number / Ulusal Sigorta Numarası) (Bizdeki SGK gibi) almak ve çalıştığımız yere vermek. Bu numaraya göre vergi kesintileri vs yapılıyor. Vergi kesintisi demişken, haftada 20 saat çalışarak çok fazla para kazanılamadığı için, vergiden muaf dilimde kalıyoruz dolayısıyla vergi kesintisi hiçbir zaman olmuyor. Lakin NIN şart. 


Yüksek lisans ya da doktoraya gittik diyelim, kalıcı yerleşmeye imkan oluyor mu?   


Kalıcı yerleşme, alınan eğitim ile ilgili değil. Tamamen vize ile ilgili. Benim şu an oturma iznim var fakat bu izin 2020 Mart ayında bitiyor. Sonrasında ülkeme dönmem veya uzatmak için başvurmam gerekiyor. Uzatırken banka hesabımızı göstermek yeterli olmuyor ayrıca sponsor göstermemiz gerekiyor. Benim şu anki sponsorum Leicester Üniversitesi. Daha sonra kalmak istiyorsam ya yine akademi tarafında bir sporsor bularak TIER4 vizemi uzatmam gerekir ya da kalıcı bir iş için bir şirket ile anlaşıp onların sponsorluğunda TIER4 olan vizemi TIER2(çalışma vizesi) ile yeniletebilirim. Böylece full-time çalışma hakkı da elde etmiş olurum.


Günlük hayatın nasıl geçiyor? 

Günlük hayatım, kampüs, ev ve kafe arasında geçiyor. Burayı biraz açalım. Derslerim epeyce yoğun. Bunun dışında oldukça fazla ödev veriliyor ki bu ödevler direkt olarak notumu etkileyen ödevler. Ev derken, evde değil okulun yurdunda kalıyorum. Yurt deyince aklınız bizim okulların yurtlarına gitmesin, otel odası gibi desem yeridir. Fiyatlar azıcık tuzlu ama en azından faturadır, elektronik arızadır vs bu tarz konularda kafam rahat. Kafe ise, evet okulun kafesinde barista olarak çalışıyorum buraya geldiğimden beri. Güzel bir ortam, sosyalleşmek için süper bir yer. 

Avrupa’da iş/okul çıkışı kimse birbiriyle takılmıyor klişesi var. Bu cidden doğru mu? Bölümünde İngilizler mi yoksa uluslarası öğrenciler mi ağırlıklı?    


Açıkçası ben kendi bölümüm için bunu direkt olarak söyleyemem. Biz 18 kişiden oluşuyoruz. 4-5 tane Ingiliz var, çoğu Çin vatandaşı, Arap ve Hintli arkadaşlarımız da var ve bir de Türk 🙂 Bölüm çok ağır ve yoğun olduğu için çok fazla hadi şuraya gidelim gezelim diyecek vaktimiz olmuyor. Bundan dolayıdır kimse kimseye neden beni takmıyorsun gibi bir soru sormuyor çünkü biliyoruz ki kesin birileri ders çalışıyor 🙂 Bölümün zor oluşu bizi daha da yakınlaştırdı. Tabiri caizse tüm sınıf oturup ödev yapıyor ordan oraya koşturup birbirimize sorular soruyoruz, iyi bir organizasyon var kendi aramızda anlayacağınız. Şunu da göz önünde bulundurmak lazım, yaş ortalaması 25 civarında olduğu için karşılıklı anlayışın ve iletişimin yüksek olduğu bir ortam, dolayısıyla bu tarz olgunluklar tamamen beklenen durumlar.


İngiltere’ye gitmek söz konusu oldugunda bütçe hakkında ayrıntılı bir calışma yapmak gerekebiliyor. Yasadığın şehir gerçekten pahalı mı? Londra’daki hayatla kıyaslama yapabilir misin? Ya da diger bir şekilde sormak gerekirse; ülke komple pahalı mı?  

Pahalı mı ucuz mu konusu hep tartışılır. GBP/TL kuruna bakarsak pahalı. Yani Türk Lirası kazanıp GBP harcıyorsak pahalı elbette.. Ama buranın standartlarında bir işimiz varsa o kadar da pahalı değil. Hatta lüks tüketimin nispeten ucuz olduğunu bile söyleyebilirim. Londra her zaman diğer şehirlerden pahalıdır. İngiltere hükümeti bile tüm ülkeyi, asgari ücret açısından, Londra ve Londra-dışı olarak ayırır. 

Avrupa’ya gidenlere genelde dil problemini nasıl aştıkları sorulur. İngiltere’de bazı yerlerdeki aksanlar insanın hayatını zora sokabiliyor diye duymuştum. Böyle bir şey var mı?

 Hem doğru hem değil. Bu klişe genellikle Iskoçlar için geçerli. Gerçekten farklı bir aksanları var evet ama anlaşılmayacak kadar demek gerçekten abartılı olur. Bunun yanında ben bazen Leicester’daki insanları da anlayamıyorum. Yani olay bölge halkının geneli ile ilgili değil, tamamen konuştuğumuz kişinin kendi diline ne kadar hakim olduğu ve bireysel aksanı ile ilgili. Türkiye’de çok yerel bölgelere gidilmediği sürece genel olarak İstanbul Türkçesi’nin konuşulması gibi burada da aslında bir Ingiliz Ingilizcesi standartı var diyebiliriz.

Roportajın ilgi çeken yanı ingiltere’de yaşıyor olman tabii ama bunun yanında her şeyden önce bir gezginsin sen de. Unutamadığın anın var mı ya da mutlaka gitmek isterim dediğin rotalar nereler?  

Aman estağfurullah, sen varken bize konuşmak düşmez yerinde duramayan hanımefendi 🙂 Buraya geldikten sonra uzakdoğu kültürü çok ilgimi çekmeye başladı. Çok derin bir tarihleri ve kemikleşmiş bir kültürleri var. Çin’i özellikle de Hong Kong bölgesini görüp insanlarla tanışmayı, orayı anlamayı çok istiyorum. 

Şehirdeki favoriler

Cafe: Loaded Dog

Restaurant: Kayal

Sergi mekanları: Cank Street Gallery 

Konsept bir cafe: 6 Degrees Coffee House

Kahvaltı: Saints of Mocha

Club: Republic, Revolution, O2, Mosh

Şık akşam yemeği: San Carlo Authentic Italian

Saints of Mokha’da kahvaltı
Chaiwala: Hint dilinde çaycı demek, Leicester’da

Sokak lezzetleri: Chaiwala

Kısa kısa

En sevdiğin manzara: Mirador Del Valle’den Toledo. (Ispanya)

Favori ülken: Ispanya

Bir önceki gezin: Budapeşte – Macaristan

Bir sonraki gezin: Birleşik Krallık’ta Iskoçya, daha sonra uzak doğu

Kitap ya da film onerin: The Winner Stands Alone (Kitap) / The Man Who Knew Infinity(Film)

Seçkin’in İngiltere günlüğüne göz atmak isteyenler: http://instagram.com/halfmoustache

Yeni Çin yılı kutlaması – (Domuz Yılı)

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.