Ana Sayfa RÖPORTAJLAR Londra’da Çalışmak ve Yaşamak Üzerine

Londra’da Çalışmak ve Yaşamak Üzerine

655

Blogun bu haftaki konuğu Londra’da yaşayan Emre! Boğaziçi İşletme mezunu ve beş senedir sosyal medya pazarlama alanında çalışıyor. Yaklaşık iki sene önce iş nedeniyle İstanbul’dan Londra’ya taşındı. Aynı zamanda blogunda seyahat ve şehir önerileri paylaşıyor, denk geldikçe dergilere yazılar da hazırlıyor.

Londra’ya taşınma sürecin nasıl gerçekleşti? Bu süre içerisinde seni zorlayan, bıktıran olaylar yaşadın mı?

Valla Londra’ya taşınmam oldukça uzun ve uğraşlı bir sürecin sonunda gerçekleşti. Bana göre, eğer yazılım mühendisi gibi revaçta bir uzmanlığın yoksa, genel olarak yurtdışında iş bulup taşınmak zorlu ve uğraştırıcı bir süreç 2012’den 2017’ye kadar bunun için uğraştım diyebilirim. Bolca sabır ve bolca çaba gerekiyor.

Yurt dışında çalışmak isteyenlere önerilerin neler olur?

Yurtdışında çalışmak için uzun süre emek vermiş biri olarak verebileceğim en büyük tavsiye, sabırlı olmaları ve aramaya inanmaları. Kesinlikle pes etmek yok. İş aradıkları ülkelerdeki Kariyer.net misali yerel iş arama sayfalarına üye olup aktif bir şekilde iş başvuruları yapmaları ve LinkedIn Jobs’u sık sık kolaçan etmeleri gerekiyor. Amazon, Google, Facebook gibi milliyete bakmadan iş alımı yapan firmaları deneyebilirler.

Etrafımdan gözlemlediğim kadarıyla çok fazla insan yurtdışında çalışmaya başlayınca dünyanın bir anda toz pembe olacağını zannetmek gibi bir hataya düşüyor ama kurumsal iş hayatı günün sonunda her yerde neredeyse aynı. Bu nedenle gerçekten yapmak istedikleri bir işe girmelerini öneririm. Yoksa hem Türkiye’deki çevrelerinden kopup hem de sevmedikleri bir işe girerlerse adaptasyon süreci daha zor olabiliyor.

Hyde Park

Genellemeler belki yanlış ama Türkiye’de çoğu insan önyargılı ve İngilizler’in soğuk insanlar olduğunu düşünüyorlar. Sen yerliler hakkında ne düşünüyorsun?

İngilizler aslında sanılanın aksine aşırı soğuk değiller, fakat doğru kelime “mesafeli” olabilir. Mesela iş arkadaşı olarak ele alacak olursak; sizinle iş sonrası sosyalleşebilirler, ama kendi kişisel alanları var ve başka insanları, bizim aksimize, bu alana daha zor dahil ediyorlar. Tabii bu durum genç kuşakta daha farklı. Tüm dünyada bizim yaşıtlarımız arasında hızla bir ortak kültür anlayışı oluşuyor ve bu da hangi milletten olursa olsun insanlarla kaynaşmayı kolaylaştırıyor diye düşünüyorum. Yine de bizim gibi kolektivist bir toplum kültürleri olmadıkları için kalabalık gruplardan oluşan arkadaşlık ilişkileri yerine daha bireysel arkadaşlıkları oluyor.

Onun dışında Londra çok uluslararası bir şehir olduğu için şehrin yerlisi aslında İngilizler mi emin değilim 🙂 Londra nüfusunun yalnızca yüzde 34’ü İngiltere doğumlu ve buna çifte vatandaşlar da dahil desem? Böylece şehrin ne kadar kozmopolit olduğunu tahmin edebilirsin. Avrupa Birliği ülkelerinin vatandaşları zaten istedikleri gibi gelip yerleşebiliyor ama onun dışında Latin Amerika’dan Avustralya’ya kadar dünyanın her yerinden insanlar yaşıyor. Dünyanın en kozmopolit şehri Londra olabilir!

Londra’da hayat rutinin nasıl, bir günde neler yapıyorsun? Londonerlar da bizim gibi çalışma delisi mi? Sosyal hayat nasıl orada?

Londralılar aslında çalışma delisi ama bizim çalışma düzenimizden oldukça farklı geliyor. Mesela mesaiye kalmak burada çok nadir yaşanan bir şey ama bunu duyup da “oh ne rahat” gibi bir düşünceye kimse kapılmasın çünkü iş saatleri arasında bizden çok daha fazla çalışabiliyorlar. Sabah 9’da girip akşam 6’ya kadar gerçekten cep telefonlarını bile kontrol etmeden dedike bir şekilde çalışıyorlar. Yani bizdeki gibi döviz ne oldu, Türkiye’nin hali ne olacak, şu dizide ne oldu, ay bi arkadaşım Whatsapp’tan şunu atmış vs muhabbetleri yok. Zaten genel olarak, özellikle İngilizler, sosyal medya ile bizim kadar içli dışlı değil. Türkler olarak sosyal medyada yaşıyoruz denebilir. Ayrıca öğle yemeğine çıkmak çok çok nadir bir durum. Hem bizimki gibi öğle yemeği kültürü yok hem de daha önce de dediğim gibi bizdeki gibi toplu ekip anlayışı yok, bu yüzden öğlen yemeğini genelde masa başında bir sandviç ile geçiştiriyorlar. Böyle olunca sanırım bizden daha çok çalışıyorlar ama biz daha çalışma delisiyiz diyebilirim. En azından daha iş bitirici ve eli çabuk olduğumuz kesin. İkisinin orta noktasını bulmak lazım.

Cambridge

Kendi rutinimde, işten kalan vakitlerde elimden geldiğince şehri keşfetmeye ve farklı şeyleri denemeye çalışıyorum ve onları da blogumda paylaşıyorum. Sosyal hayat tıpkı İstanbul gibi hareketli. Herkesin ajandası iki veya üç hafta önceden dolu oluyor.

Bath

Senin de emreonar.com isimli bir gezi blogun var. Bir gezgin gözüyle İngiltere’deki şehirleri nasıl değerlendiriyorsun?

Şehir olarak Oxford ve Cambridge çok güzel. Eğer Londra’da fazla zamanınız varsa günübirlik ziyaret edebilirsiniz. Fakat genel olarak İngiltere’deki şehirlerde aslında çok fazla keşfedilecek bir şey olduğunu düşünmüyorum. Bu konuda dar görüşlü mü bakıyorum bilmiyorum ama şehirlerin hepsi üç aşağı beş yukarı hepsi aynı gibi geliyor. Mesela Fransa, İtalya gibi ülkelerin aksine her bir şehrin sunduğu tarihsel veya gastronomik açıdan farklı deneyimler bulunmuyor. Bence İngiltere’nin doğal güzellik anlamında daha çok avantajı var. Mesela güneybatı ucunda Cornwall bölgesindeki sahil kasabaları, Cotswold denen bölgedeki çayırlar içindeki köyler, İskoçya yaylaları vs.

Bu arada Edinburgh’u ayrı tutuyorum. Gerçekten kendine has bir havası ve tarihi var, ve farklı bir şehre gittim hissini yaşamıştım. Bristol de çok güzelmiş diye duydum ama henüz daha gidemedim.

Cambridge

Londra’da favori cafe ve restaurantların, yaşam alanların nereler? Buraya seyahat edeceklere önerilerin ne olur?

-Café Farm Girl – Cumartesileri antika eşya ve yemek pazarı kurulan Portobello Road’a yakın bol Instagramlık menüsü olan şeker bir kafe.

İyi kahve için ise Londra etrafında şubeleri olan üçüncü dalga kahveci Grind. Onun dışında Attendant ve Kaffeine.

restaurant Tapas için Barrafina, Sushi için Sticks N Sushi, Meksika için El Pastor, Hint için Dishoom, Peru için Coya

sergi mekanları Saatchi Gallery, White Cube, Tate

konsept bir cafe “Instagramlık” bir konseptse pembe ve Insta-friendly Palm Vaults veya Instagram overdose yaşatacak Elan Cafe

Granger&Co

kahvaltı Granger & Co’nun pancakeleri, Jusu Brothers’da acai bowl, Nac Mayfair’ın her şeyi!

şık akşam yemeği Bob Bob Ricard, Sketch, Berners Tavern

sokak lezzetleri Borough Market’ta neredeyse tüm dünya mutfaklarını tadabilirsiniz!

Farm Girl’ün latteleri

Kısa kısa

İngiltere’de en sevdiğin şehir: Edinburgh
En unutamadığın tatil En zor soru! 24 saatte hiç uyumadan her bir köşesini gezdiğimiz Singapur veya muhteşem yemekleri ile San Sebastian olabilir.
En sevdiğin manzara Bebek’ten Anadolu yakasına ve Burgazada’dan Heybeli’ye bakış. Bodrum’un herhangi bir yerinden herhangi bir manzara.
Favori ülken Fransa. Hem kültürel anlamda hem tarih olarak en ufak kasabasına kadar çok fazla şey sunuyor. Ayrıca benim gibi yeme-içme meraklısı biri için bir hazine. Sonrasında Türkiye ve İspanya diyebilirim.
Bir önceki gezin Kuzey Kıbrıs
Bir sonraki gezin Barselona

Emreyi Instagram’da ve blogunda aşağıdaki linklerden takip edebilirsin!

https://www.instagram.com/emreonar/ 

https://www.instagram.com/emreslondonguide/

https://emreonar.com

Instagram’da ve Facebook’ta da sayfam var, hadi gel!

https://www.instagram.com/yerimdeduramiyorum/

https://www.facebook.com/yerimdeduramiyorumblog/ 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.