Ana Sayfa SEYAHATLER GEZGİN SÖYLEŞİ GEZGİN SÖYLEŞİ: AHMET İLE FİNLANDİYA

GEZGİN SÖYLEŞİ: AHMET İLE FİNLANDİYA

1117
Paylaş

Blog’un bu haftaki konuğu Ahmet. Şimdiye kadar Amerika, İtalya ve Finlandiya’da yaşama fırsatı yarattı, bu yazıda bize Finlandiya’daki yaşamı anlatıyor 🙂

1-Ahmet selam, bize biraz kendinden bahseder misin? Seyahatlerin nasıl başladı?

Merhaba, ben Ahmet Oğuz Arslan, 26 yaşındayım, ODTÜ Sosyoloji bölümü yüksek lisans öğrencisiyim, aynı zamanda Boğaziçi Üniversitesi Sosyoloji lisans mezunuyum. Uzun öğrencilik hayatımın bana vermiş olduğu her seyahat fırsatını değerlendirmeye dikkat ettim, bugüne kadar bir kez Work and Travel, iki kez de Erasmus + değişim programlarında yer aldım. Bunlardan birinde Bologna-İtalya’da, diğerinde Joensuu-Finlandiya’da yaşama fırsatı buldum. Çoğunluğu Avrupa kıtasında olmak üzere 20’den fazla ülkede bulunma şansım oldu. Okuduğum bölümünde etkisiyle farklı toplulukların kültürlerini tanımayı çok seviyorum, bu yüzden sırt çantalı bir seyahat tarzından ziyade gittiğim ülkelerde, insanlarını tanıyabilmek için olabildiğince uzun süre kalmaya çalışıyorum. Bu amaçla Finlandiya’da geçirdiğim 4.5 aylık süreç Fin kültürünü ve muhteşem Finlandiya doğasını tanımam için bir hayli yeterli oldu.

Finlandiya’da Erasmus sırasında tanıştığı arkadaşlarıyla

2-Joensuu’da yaşam nasıl, Finlandiya’da yaşadığın en unutulmaz an hangisiydi?

Joensuu, bu yazıyı okuyan pek çok insan gibi benim de adını asla duymadığım bir şehirdi. Gitmeden önce sadece bir kez googleladım ve şehrin başkent Helsinki’ye altı saat uzaklıkta, Rusya sınırına yakın, Kuzey Karelya bölgesinin merkezi olduğunu öğrendim. İzmir’de doğmuş, Ankara’da yetişmiş ve İstanbul’da okumuş bir insan olarak ömrüm milyonlarca kişinin yaşadığı metropollerde geçti. Joensuu ise yaklaşık 75 bin kişilik nüfusa sahip bir “şehir”. Pendik ilçesinin 660 bin nüfusu var yani oradan düşünün. Avrupa’da metropol merkezlerine yakın küçük şirin şehirlere hepimiz aşinayız fakat Joensuu yaklaşık İç Anadolu büyüklüğündeki bir alanın merkezinde yer alan en büyük “şehir”. Türkiye’de ise anca bir kasaba statüsünde olurdu.

Finlandiya’da sıradan bir bahar günü

Bu kadar küçük bir yerleşim yerinde yaşam tabi ki de dünya metropollerinden çok farklı. Hiçbir turistin kaza ile dahi uğramayacağı bir yerden bahsediyoruz. Ülkemiz için konuşursak Ardahan’da yabancı bir öğrenci olmak gibi bir durum yani. Öğrencisi olduğum Doğu Finlandiya Üniversitesi şehre renk katan en büyük ayrıntı. Küçük bir taşra üniversitesi olmasına rağmen özellikle eğitim bilimleri ve orman endüstri gibi bölümlerde başarısından dolayı dünyanın her yerinden öğrenci çekiyor. Joensuu’daki yaşamımın tümü üniversite ve çevresinde geçti diyebilirim o yüzden. Zaten genel olarak sessiz sakin bir yer, ilk ayın sonunda artık otobüste, cafelerde, barlarda gördüğünüz insanlar hep aynı insanlar olmaya başlıyor. Hep aynı insanlarla aynı gece kulüplerinde dans ediyorsunuz, sonra sabah aynı pizzacıda karşılaşıyorsunuz. İstanbul gibi bir şehirde 7 yıl geçirmiş bir insan için çok garip bir histi gerçekten.

Erasmus öğrencisi olmanın verdiği şans ile pek çok insan ile pek çok unutulmaz anı yaşadım. Fakat kişisel olarak yaşadığım en unutulmaz anlardan birisi hiç şüphesiz Kuzey ışıklarını ilk gördüğüm andı diyebilirim.

İnanılmaz şanslı bir döneme denk geldim. Joensuu normalde Kuzey Kutup Dairesi’ne çok da yakın olmadığı için yılda en fazla 4-5 gece Kuzey ışıklarına maruz kalıyor. Bunlar da genelde zayıf olduğu için şehir ışıklarından uzak yerlerde tam anlamıyla görülebiliyor. Üstelik genel olarak havanın sonbahar ve kış aylarında sürekli bulutlu olduğu bir iklime sahip. Fakat şanslıydım ki, ev arkadaşımın telefona yüklemiş olduğu Kuzey ışıkları aplikasyonun alarmı çaldı yaşadığım apartmanın önünden kırsal kesime gitmeye falan gerek kalmadan bu muhteşem doğa olayına şahit oldum. Gerçekten tarif edilemez bir duyguydu. Yaklaşık 15 dakika falan sürdü ve bütün insanlar sokağa döküldü. Öğrenci sitesinde yaşadığım için çoğu insan benim gibi ilk defa bu olaya şahit oluyordu ve herkesin gözleri doluydu. Benim telefonumdan çekilmiş ve profesyonel kamera ile arkadaşımın çektiği iki fotoğrafı koyuyorum. Gerçekten inanılmaz ve Joensuu sakinlerinin bile şaşırtan derecede parlak bir manzaraydı.

3-Finlandiya’ya dair garip/ilginç şeylere rastgeldin mi?

Finlandiya’ya dair karşılaştığım en ilginç şey Finlerin kendisi oldu. Israrla belirtiğim gibi Finlandiya’nın merkezinde değil adeta taşrası sayılabilecek küçük ve az gelişmiş bir bölgesinde yaşamama rağmen bölge insanın eğitim ve kültür seviyesi gerçekten insanın ağzını açık bırakıyor. 4.5 ay boyunca İngilizce bilmeyen (Basit seviyede iletişim kurmaktan bahsediyorum) tek bir Fin’e dahi rastlamadım. Her yaş grubundan her sosyal sınıftan insandan bahsediyorum. Otobüs şoföründen, tarladaki çiftçisine bütün ülke İngilizce biliyor gibiydi. Genç nesiller zaten İngilizce’ye tamamen hakimler fakat aynı düzeyde eğitim almamış yaşlı insanların bile sıkılıp usanmadan sabırla sizinle İngilizce iletişim kurmaya çalışması gerçekten çok hoş bir duyguydu. Yabancı dilde de olsa sizinle dünya siyasetinden modern sanata kadar uzanan ilginç sohbetler yapıyorlar. Dünya lideri eğitim sistemi ile Finlandiya gerçekten cehaletin olmadığı bir ülke. 4.5 ay da olsa insanlık medeniyetinin günümüzdeki ulaştığı zirvede bulunmuş olmak benim için eşsiz bir deneyimdi.

Diğer ilginç olay ise, Finlerin soğuk ve karanlık kış aylarından nefret etmesi. Başlangıçta yöre insanının kışı, soğuğu ve uzun kış gecelerini seveceklerini düşünmüştüm, ne de olsa kendi coğrafyaları. Fakat tanıştığım her Fin, soğuk havalardan ve kışın iyice azalan güneş ışığından onların da şikayetçi olduğunu, uzun ve güneşli yaz aylarını herkesin dört gözle beklediğini söyledi. Rasyonel insanlar sonuçta, gereksiz romantizmden kaçınıyorlar. Üniversite’de kış ayları yaklaşırken depresyona karşı seminerler yapıldı, özellikle alkolizmin zararlarına karşı insanlar bilgilendirildi. Özellikle Ocak ve Şubat aylarında iyice -30 dereceleri zorlayan hava insanı eve hapsediyor ve insanlar daha çok alkol tüketmeye başlıyorlarmış.

Finler bile soğuk havayı sevmiyor

Yine ülke ile ilgili oradaki 2. ayım sonunda şöyle notlar almıştım onu da paylaşayım:

  • İnanılmaz güzel memleket, bütün ülke Amerikalı ressam Bob Ross’un fırçası ile yaratılmış gibi sanki. Okula giderken, markete giderken durup 2, 3 dakika manzarayı seyretmemek elde değil. Coğrafya insanı büyülüyor.
  • Çok pahalı. Finler de bu durumdan rahatsız.
  • Genel olarak halkın eğitim seviyesi tavan yapmış, 3 dil bilen otobüs şoförleri, en ücra köşelerdeki marketlerde akıcı İngilizce konuşan orta yaş üstü kasiyerler vs var. Finler ile yapılan küçük sohbetler, insanların bilime ve sanata olan bakışı, toplumun medeniyet seviyesi insanı hayrete düşürüyor.
  • Çok soğuk. Finler de bu durumdan rahatsız.
  • Finlerin içine kapanık soğuk insanlar olduğu doğru değil, sadece small talk da denilen, geyik muhabbetini sevmiyorlar, ilgilerini çeken bir konu ile giderseniz epey konuşkanlar.
  • Çeşme suyu inanılmaz lezzetli ve kaliteli henüz pet şişede su satın almadım, zaten pahalı.
  • Süpermarketler arka planda Metallica, Opeth falan çalıyor. Finlerin müzik zevki inanılmaz.
Finlandiya’nın el değmemiş ormanları

4-Belki elmayla armudu karşılaştırmak gibi olacak ama yeniden fırsatın olsa İtalya’da mı yoksa Finlandiya’da mı yaşamayı tercih edersin?

İtalya ile Finlandiya’yı karşılaştırmak gerçekten çok ama çok zor. Şöyle diyebilirim, İtalya benim için hayallerimin ülkesiydi. İlk olarak Ferzan Özpetek filmleri ile aşık oldum Özellikle Mine Vaganti’yi izledikten sonra kız arkadaşımla mutlaka Lecce’ye gitmemiz lazım dedik. 2014 yazında önce iki hafta Roma’da dil kursu sonrasında da 1 haftaya yakın İtalya içi bir interrail içeren bir gezi yaptık. Ülkeye öylesine aşık oldum ki, İstanbul’a döndüğümde İtalyanca öğrenmeye devam edip, 2015 yılında Erasmus+ projesi ile Bologna’ya gitmeye hak kazandım. 6 boyunca İtalya’da 40’ta fazla şehir gezdim, ülkenin gitmediğim köşesi kalmadı diyebilirim. Dile de az çok hakim olmamdan dolayı İtalyan kültürüne hep yakın oldum. İtalya benim için her zaman bir tutku oldu. İtalyan mutfağından bahsetmiyorum bile. Finlandiya ise beni hayallerimden utandıran bir ülke! Türkiye’de yetişen bir birey olarak bu kadar üst düzey bir medeniyetin hayalini dahi kuramazdım. Cehaletin, yoksulluğun, rüşvetin ve adam kayırmanın olmadığı bir ülke hayal edebilir mi bugünün Türkiyesinde yetişen insanlar? Herkesin huzur içinde yaşadığı, Cumhurbaşkanının yurtdışı seyahatlerini tarifeli uçakların economy-class biletleri ile yaptığı, özel hastane ve özel okul kavramlarının olmadığı bir ülke Finlandiya. Ama sorunun cevabına gelirsek, yeniden seçme sansım olsa eğer, İtalya’da yaşamayı seçerdim. Çünkü İtalya benim yaşam tarzıma, kültürüme uygun bir ülke. Yemeği, iklimi, insanı ve kaosu ile Türkiye’de yaşayan bir insanın asla gurbet hasreti çekmeyeceği bir yer. Finlandiya ise gerçekten başka bir gezegeni andırıyor. Belki 50 yaşından sonra fikirlerim değişir ama ben gürültüyü, karmaşayı ve kaosu seviyorum yaşım ve kültürüm itibari ile. Gece 2’de cıvıl cıvıl sokaklar görmeyi, amaçsızca dolaşan sarhoş insan gruplarını, her daim yüksek kalorili yiyecek satan dükkanları seviyorum. Finladiya’da ise bunlar yok, huzur var. Mesela İngilizce konuşmanıza rağmen sizi ve derdinizi tam olarak anlayan, işini iyi bildiği için sorununuzu en kısa sürede çözüp sizi eve mutlu gönderen devlet memurları var. -25 derecede karla kaplı sokaklara rağmen düzenli işleyen bir otobüs sistemi var. Bu tarz şeyler size farklı bir ülkede olduğunuz her daim hatırlatıyor. İtalya’da ise tembel posta memuru ile kavga eden bir teyze gördüğünüzde kendinizi evinizde hissediyorsunuz. Ayrıca, Finlandiya gerçekten ve gerçekten çok pahalı bir ülke. Fakir olmanın ne demek olduğu anlamak isteyen tüm orta sınıf Türk vatandaşlarını memnun edecek bir hayat pahalılığı var. Sebebi ise en başta yüksek vergiler, örneğin KDV marketlerde satılan gıda ürünlerinde %24. Alkol ise oldukça pahalı ve alkol oranı arttıkça uygulanan vergi de artıyor. Bu sebeple vodka, viski gibi yüksek alkollü içkilerin fiyatları epey yüksek. İtalya’daki yaşam standartımı yakalmak için Finlandiya’da en az 3 kat para harcamam gerekiyor. Örneğin Bologna’da 2.5 euroya bir bütün pizza yemek mümkün iken, Joensuu’da en ucuz pizza 7.5 euro idi. Ya da Berlin’de 3.5 euro’ya bir kebapçıda karnınızı doyurabiliyorken, Helsinki’de dürüm dönerin fiyatı tam 8.5 euro idi.

Joensuu’da home party

5-Finlandiya’yı özellikle Helsinki ve Laponya’yı ziyaret edeceklere ne önerirsin, bir lokal olarak tavsiyelerin var mı?

Son soruya gelirsek, Laponya ile başlamak isterim. Hayatımın en güzel haftalarından biri Finlandiya’nın en kuzeyinde yer alan bu soğuk cennette geçti çünkü. Laponya en önemli şehri Rovaniemi olan, Finlandiya’nın en ıssız ve en yabani bölgesi. Yaklaşık Bulgaristan büyüklüğünde bir alanda sadece 180 bin kişi yaşıyor. (onun da üçte biri Rovaniemi’de). Uzun yıllar kimsenin uğramadığı bu bölge son yıllar ise oldukça canlı. Sebebi ise giderek artan kış turizmi. Biz Rovaniemi’nin kuzeyinde, özellikle kayak tesislerin bulunduğu için Levi adlı küçük turistik kasabada konakladık. 20 kişilik gezimizde kocaman bir orman evi kiraladık. Kalabalık olmamız sayesinde Finlandiya’nın pahalı koşullarında 9 gün için kişi başı 150 euro’ya yakın bir konaklama ücreti ödedik. Onun dışında her öğünü evde kendi yaptığımız ve mümkün mertebe az et yediğimiz için yeme içme masrafımız 150 euro civarında oldu. El değmemiş ormanları, gölleri ve ren geyiği sürüleri ile Laponya adeta bir masal diyarı. Ufka kadar uzanan el tek bir ayak izinin dahi olmadığı karla kaplı alanlar, donmuş göller, beyaza bürünmüş ormanlar ve nicesi…

Game of Thrones hayranları için tam bir Duvar’ın Ötesi tecrübesi. Bunun dışında soğuk hava ve belinize kadar gelen kar doğa yürüyüşü yaparken bedeninizin sınırlarını zorlamanızı sağlıyor. -27 derecede dizinize kadar gömülü karda ufka kadar uzanan bir donmuş gölün ortasında hayal edin kendinizi.

Hayatı boyunca ekvator ve kuzey kutup dairesine sıkışıp kalmış benim gibi insanlar için 66.33.39’ enleminin kuzeyinde yer almak çok hoş bir his

Geceleri ise gökyüzünü kuzey ışıkları süslüyor. Bizim yine şansımız yaver gitti ve orada bulunduğum 9 gün içerisinde 3 gece kuzey ışıklarını izleyebildik. Fakat özellikle Aralık-Şubat arasında gitmeniz ve iklim koşullarının yanınızda olması gerekiyor. Bulutlu bir Nisan akşamı gidip hayal kırıklığına uğramayın derim. Laponya, evet çok pahalı, evet çok soğuk, evet çok uzak, ama her şeye rağmen dünyamızın bu ıssız köşesi asla ama asla gidip de pişman olabileceğiniz bir yer değil. Laponya’yı ziyaret edeceklere önerim, gitmeden önce birazcık idman yapıp bedeninizi bu sert koşullara hazırlamanız. Evet, çok konforlu oteller var fakat gerçek tecrübe dışarı çıkıp doğa ile baş başa kalmakta yatıyor.

kar bize gelmezse, bloga getiririz 🙂

Helsinki’ye gelirsek, tarihi zengin orta çağdan kalma Avrupa şehirlerine alışık olan insanlar Helsinki’de gerçekten hayal kırıklığına uğrayabilirler çünkü şehrin tam anlamıyla şehir olması sadece 200 yıl öncesine dayanıyor. Öncesinde küçük bir kasaba olan bu şehir daha çok Rus tehlikesine karşı İsveç Krallığı tarafından bir askeri üst olarak kullanılmış. Günümüzde ise Finlandiya’nın gerçek anlamda tek metropolü. Ülkedeki her 5 kişiden 1’i Helsinki’de ya da çevresindeki kentsel alanlarda yaşıyor. Dünya’nın en güvenli metropolü olarak adlandırılıyor. Kişisel olarak ben şehri çok pahalı buldum.(sonuçta öğrenci bütçesi) Gerçekten şehirde eğlenmek için yüksek bir bütçe ile gitmeniz gerekiyor çünkü konaklama, ulaşım ve yeme içme fiyatları Avrupa standardının epey üstü. Eğer eğlenmeye, gece hayatını tecrübe etmeye gidiyorsanız mutlaka Cuma veya Cumartesi gidin, çünkü haftaiçi şehir gerçekten sessiz. Özellikle kış aylarında insanlar haklı olarak iş çıkışı kendilerini evlerine kapanıyorlar. Benim soğuk kış günlerinde en keyifli etkinliğim geniş caddelerden birine bakan bir Starbucks masası bulup, oturduğum yerden her daim meşgul olan ve işine gücüne koşan Finleri seyretmekti. Fakat yaz aylarında giderseniz mutlaka Suomenlinna Kalesi’ni ziyaret edin. Bir zamanlar halka kapalı olan bu kalede 20 saate yakın süren gün ışığı altında güneşlenen Finleri görebilirsiniz. Helsinki’ye kadar gitmişken mutlaka ama mutlaka şehre gemi ile sadece 2 saat uzaklıkta olan Tallinn’i ziyaret edin. Helsinki’de eksik olan her şeyi, orta çağ tarihi, ucuz alkol ve ucuz konaklama gibi şeyleri Estonya’nın başkenti olan bu güzel şehirde bulabilirsiniz.

Ahmet’in Instagram’daki fotoğraflarını @aoguz.arslan  hesabından takip edebilirsiniz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here