Ana Sayfa SEYAHATLER GEZGİN SÖYLEŞİ GEZGİN SÖYLEŞİ: DENİZ İLE KANADA

GEZGİN SÖYLEŞİ: DENİZ İLE KANADA

1465
Paylaş
Montreal, Lachine Kanalı

Deniz mezun olduktan sonra McGill Üniversitesi’nde yüksek lisans eğitimi görmek için taşındı ve sonrasında Kanada’ya yerleşti. Bu yazıda kafanızda canlanan ilk şey olan ”Kanada’ya nasıl yerleşir” sorusundan çok ”Kanada nasıl bir yer” sorusunun cevabını alacağız. Hazırsanız sorulara geçelim 🙂

Deniz Kanada’yı anlatıyor. Lokasyon: Fairview Dağı,Alberta

1. Deniz selamlar, öncelikle bize biraz kendinden bahseder misin? Kanada’ya nasıl taşındın, süreç nasıl ilerledi, kısaca anlatabilir misin?

Merhabalar. Ben İstanbul’da doğup büyüdüp ve üniversiteden sonra, babamın bir zamanlar okuyup uzun bir müddet de yaşadığı Kanada’nın Montreal kentine taşınmaya karar verdim. Geldiğimde McGill Üniversitesi’nde tarih yüksek lisansına başlayıp bitirdim. Sonrasında da çalışmaya başladım. Hala akademik kariyer veya akademi dışı kariyer arasında gidip gelen bir sarkaç gibiyim, henüz karar vermiş değilim 😊

Montreal Kanada La Fontaine Parkı’nda

2. Kanada’da yaşam nasıl, burada eski hayatına dair özlediğin şeyler oluyor mu? Kanada’ya taşındıktan sonra Türkiye’de yapamadığın neleri yapabilme fırsatın oldu?

Kanada’nın özellikle doğu yakasında yaşam tarzı mevsimlere bağlı olarak değişiyor. Sıcak gecen bahar ve yaz aylarında günlük hayat pratikleri, aynen Türkiye’deki gibi oluyor. İnsanlar genellikle bahar ve yaz günlerini dışarıda kafelerde, restoranlarda ve parklarda geçiriyorlar. Tabi ki alkol tüketimi daha fazla oluyordur. Kışın ise hayat pratikleri gerçekten farklılık gösteriyor hava durumuna bağlı olarak. İstanbul’da en soğuk kış ayında bile bir arkadaşınızla spontane plan yapabilirsiniz, tabi şehrin birbirine çok uzak iki mahallesinde oturmuyorsanız. Benim yaşadığım Montreal şehrinde kışın bu buluşmaları genelde biraz daha planlı programlı gerçekleştirmek zorunda kalabiliyorsunuz. Sanırım İstanbul’daki yaşantıma dair en özlediğim şey birileriyle spontane buluşup, kış da olsa dışarıda bir yerlerde oturabilmek. Elbette senede bir defa görebildiğim ailemle de daha uzun süre bir arada olmayı isterdim. Bir de İstanbul’da, hatta genel olarak Türkiye’deki hamur işine dayalı atıştırma kültürünü ve sokakta satılan yiyecekleri özlüyorum. Belki sağlık için çok iyi değil ama pastane ve börekçileri de özlüyorum.

Montreal Kanada Mont Royal Tepesi’nden

Bunun tersi olarak buraya taşındıktan sonra Türkiye’de yapamadığım şeyleri yapma olanağım da oldu. Türkiye’deyken İstanbul’da oturduğum için trafikte çok zaman kaybediyordum. Bir günde yapmam gereken 2-3 iş varsa birkaçını kesinlikle yapamıyordum. Orta ölçekli 4 milyonluk bir şehre taşınınca pek çok şeyi tek günde yapmaya ve bir yerden bir yere strese girmeden seyahat etmeye zamanımın yettiğini fark etmeye başladım. Buraya taşındığımdan beri işler dışında kendime ayırdığım kişisel zamanım kesinlikle arttı. Şu saatte yola çıksam şu zamanda evde olurum tarzı hesapları pek yapmıyorum artık. Bu da arkadaşlarımla daha kaliteli zaman geçirmemi sağlıyor. Bunun dışında Montreal bisiklet kullanımının teşvik edildiği bir şehir. Bazen kışın ortasında bile kar lastiği takmış, kar maskeli bisikletçilere rastlayabiliyorsunuz. Ben Nisan ayında başlıyorum bisikletimi çıkarmaya ve Aralık ayına kadar her yere bisikletle gidiyorum. Bunu İstanbul’da yapabilmek gerçekten hiç kolay değil. Sabah akşam işe veya okula bisikletle gidip gelebilmek hem fiziksel kondisyonunuzu artırıyor hem de toplu taşıma kullanmamış oluyorsunuz.

Montreal Kanada-Lachine Kanalı

Kanada şehirlerinin pek çoğunda yeşil alanlar ve parklar çok iyi planlanmış oluyor. Genelde herkesin evine 5-10 dk mesafede, spor yapabileceği, bisiklete binebileceği, çocuğunu gezdirebileceği bir park oluyor. Ben kışın salon içerisinde, yazın da açık alanda spor yapmayı seven biriyim. Açık alanda, nasıl şekilde spor yaparsanız yapın rahatsız edilme ihtimaliniz yok. Geçen yaz Beyrutlu bir arkadaşımla Lachine Kanalı’nda spor yapıyorduk ve Beyrut’a dair en özlemediği şeyin sahilde her yürüyüşe çıktığında kendisine atılan laf ve sözlü tacizler olduğunu söylemişti. Geçen sene İstanbul’da bir spor mağazına girdiğimde, satış elemanı “isterseniz kalçanızı örtecek bir model önereyim, çok daha rahat edersiniz” demişti. Onun gösterdiği modeli almadım ama kadın haklıydı belki de. Bunu söyleyince bazı insanlar tepki veriyor, “Türkiye’de kadınlar özgür değil mi, sen onu mu demek istiyorsun”, diyorlar. Valla onu demek istiyorum, evet. Türkiye’de hem lise hem de üniversite öğrencisiyken yolda veya toplu taşıma aracında her yaş grubundan insanın tacizine uğramış biri olarak tam olarak da onu demek istiyorum. Burada kendimi çok daha özgür ve daha kadın hissediyorum. Ve her geçen gün de Türkiye’deki çoğu insanın hem toplumsal hayata hem de ahlak kurallarına bakış açılarının sorunlu olduğunu düşünüyorum. Türkiye’de toplum sizden yavaş yavaş toplum içinde tamamen erimenizi ve hatta gaz haline geçip kaybolmanızı, yok olmanızı bekliyor. Açıkçası Türkiye’deyken bana normal geliyordu tüm bunlar fakat burada kadınların rahatlığını ve kendilerine olan güvenlerini gördükten sonra biraz gözüm açıldı diyebilirim.

Montreal, Lachine Kanalı

3. Kanada ’yı eşsiz kılan özellikler ya da gariplikler var mı? 

Bence en dikkate şayan garipliklerden biri, çoğu resmi kurumla ilgili işlerde internetin hala yaygın bir iletişim aracı olarak kullanılmaması. Pek çok şey için hala posta ile yazışmalar yapmanız, randevu almak için internet yerine telefon kullanmak durumunda olmanız, ATM’ye para yatırırken parayı zarfa koymak zorunda olmanız veya internet üzerinden para transferi kabul etmeyen cins ev sahibinize çek yazmanız gerekebiliyor. Bunların dışında, keşke her yerde olsa dediğimiz bazı farklılıklar da var tabi. Mesela mağazalarda her türlü torba kullanımının teşvik edilmemesi, o yüzden de torbanızı veya filenizi götürmeniz gerekliliği gibi. Benim yaşadığım şehir Montreal’de bu yaz yeni bir kanunla plastik torba kullanımı tamamen yasaklanacak mesela. Bir de sağlık sisteminin karmaşıklığı ve garipliği var ki, insanda doktora gitmek için Türkiye’ye gitme isteği yarattığı oluyor.

4-Lanse edildiği gibi herkes mutlu ve eşit mi?

Basında son yıllarda özellikle de popstar kılıklı Trudeau başbakan seçildikten sonra bir Kanada rüyası fenomeni başladı. Elbette lanse edildiği gibi bir herkes mutlu ve eşit değil.

Bu noktada dünyadaki diğer ülkelerden farklı bir yerde durduğunu düşünmüyorum. Sosyal devlet anlayışı, çalışan-işçi hakları, sosyal adalet konusunda ABD’nin ilerisinde, belki Kuzey Avrupa’nın da gerisinde olabilir bence.

Cumartesi günleri dükkanların çoğunun akşam beşte kapatıyor olması, pazar günü ise açmamaları genellikle daha vahşi bir kapitalizme alışmış olan Amerikalı ve Türkiyeli insanları şoka uğratabiliyor. Eğer bir Kanadalıya “keşke dükkanlar açık olsa akşama kadar da alışveriş yapsak” derseniz, size muhtemelen “ama o insanların da aileleriyle geçirecekleri bir haftasonları var” diyecektir. Sosyal adaleti de bazı ufak toplumsal kurallarla sağlıyorlar. Mesela iş başvurusunda bulunurken CV’nize yaş, milliyet-etnik köken gibi bilgiler yazarsanız, bu hiç hoş karşılanmayacaktır ve muhtemelen aranmazsınız. Bunun yerine devlet kurumları ve bazı şirketler ufak bir form doldurtup bazı ek bilgiler sorabiliyorlar çünkü göçmen, kadın veya engelli bir adaya pozitif ayrımcılık uygulama ihtimalleri çok yüksek. Keza bir iş görüşmesinde de, özel hayatınızla ilgili saçma sapan sorulara (evli olup olmadığınız, evliyseniz hamile olup olmadığınız gibi) maruz kalma ihtimaliniz yok. Bunlar aslında birer meziyet değil, her yerde olması gereken normal standartlar fakat ne yazık ki bazı ülkelerde işler hiç de böyle ilerlemiyor. Kanunların tüketici hakları konusunda da çok iyi olduğunu söylemem gerekir. Eğer tüketici olarak bir konuda gerçekten haklıysanız, aldığınız maldan veya hızmetten gerçekten memnun değilseniz, mutlak suretle sorununuz çözülür.

Fairview Dağı,Alberta Kanada

Bunların yanısıra eğitim düzeyi ne olursa olsun insanların LGBT birey olmayı ve aile kurmayı hetero bırey olmak ve aile kurmaktan ayrı görmediğini ve bunun da sosyal adalet açısından çok önemli olduğunu söylemem gerekir.

Bence Kanada’da toplumsal hayatın en büyük sorunlarından biri, çokkültürlülüğün resmi devlet ideolojisi olarak anayasada tanınması.

Bu durum öyle retorikte olduğu veya dışarıdan göründüğü gibi rengarenk ebruli bir Kanada yaratmıyor. Tam tersi gerçekte birbirine pek de karışmayan, kendi yaşam biçimine, etnik veya dini aidiyetine, kültürel çevresine sıkışıp kalmış bireyler yetişmesine sebep oluyor. Yeni gelen göçmen ve mülteciler, kendi etnisite ve dinlerinden olan insanların hali hazırda örmüş oldukları bu ağlara entegre olmanın, toplumun geneline uyum sağlamaktan daha kolay olduğunu hemen fark edip, o topluluklara sıkışıyorlar ve kendi küçük dünyalarını kuruyorlar. Bu küçük dünyalarında kaldıkça ve dışarı çıkamadıkça da iş bulamamalarının, parasız kalmalarının, dili iyi konuşamamalarının, kısacası her şeyin sebebini de karşı tarafta, yani toplumun genelinde arıyorlar. Bu durum devleti yönetenlerin işine geliyor çünkü tek bir bireyi bile topluma entegre etmek inanılmaz sistemi bir çalışma, işgücü ve de maddi kaynak gerektiriyor. Devleti yönetenler tüm bunları asgari düzeyde tutarak ucuz iş gücü getirmenin yolunu çokkültürlülükçü ideolojide buluyorlar. Ucuz iş gücü gelsin, yerleşsin ve çalışmaya başlasın yeter ki; topluma katılıp katılmaması önemli değil. Geçen gün renovasyon sektöründe bir göçmen firmasında çalışan bir arkadaşımın söylediği şeyi sizinle paylaşayım. Şehir merkezinde, üzerinde Montreal’in en meşhur ozan ve şarkıcısı Leonard Cohen’in grafitisinin bulunduğu binaya cephesi olan bir binada renovasyon yaparken arkadaşım söyle düşündüğünü anlattı bana: “Her gün şu devasa grafitiye bakarak çalıştığımız insanların acaba kaçta kaçı Leonard Cohen’in kim olduğunu biliyor?” Toplumun geneliyle göçmenler arasındaki bu kopukluk gerçekten Kanada’nın en acınası durumu bence.

Montreal-Kanada, Mont Royal Tepesi’nden

5. Montreal’de favori café/restaurant’ların ve şehirdeki favori noktaların hangileri, lokal hayatı en iyi nerede deneyimleyebiliriz?

Montreal birkaç yıl önce NYC’den sonra Kuzey Amerika’nın ikinci önemli restoran şehri seçildi. Listede, kişi ve mahalle başına düşen restoran sayısı, mutfak ve menü çeşitliliği ve fiyatların makul olup olmadığı gibi kriterleri baz almışlardı. Kanada içerisinde de yine Montreal insanların restoranlara en fazla gittikleri şehir.

Dar gelirli, orta gelirli veya zengin hemen her tür kitleye hitap eden restoranlar bulabiliyorsunuz şehirde. Bunların özellikle dar ve orta gelirlilere hitap edenlerinin kendi alkol rezervi olmuyor, yani şişenizi siz dışarıdan getiriyorsunuz.

Bu uygulama her gelir grubundan insanın haftada en az bir kere restorana gitmesine olanak sağlıyor aslında.
Montreal lokal hayatı, diğer kuzey Amerika ve Kanada şehirlerinden farklı olarak mahallelerde yaşanan bir hayat. Yani şehirde yaşadığınızı hissetmeniz için illa gökdelenler arasına girmenize gerek olmuyor. Şehir merkezinden uzak bir mahallede çok özel bir restoran, bar veya kafe keşfedebilirsiniz mesela. Ben Orta Doğu ve bilhassa da İran mutfağına çok düşkün olduğum için mesela kendi oturduğum Verdun mahallesindeki İran restoranına çok sık gidiyorum. Eğer şehir merkezindeysem ve pahalı olmayan bir öğle yemeği yemek istersem Çin mahallesine uğruyorum. Hint ve Pakistan yemekleri için genelde Parc-Ex mahallesini, eğer arkadaşlarımda bir kafede oturup sohbet edeceksem ve her şey biraz daha a la franga olsun dersem Plateau mahallesindeki entel kafeleri tercih ediyorum. Eğer mekanlar biraz daha hipster olsun dersem, Montreal’in Karaköy’ü Mile End’e gidiyorum. Eğer mevsim yaz ise, şehrin ortasından geçen Lachine Kanalı’nın kıyısındaki birahanenin terasına uğruyorum. Ben Lachine kanalına çok yakın oturduğum için genelde evden bisiklete atlayıp oraya gidiyorum, Atwater Market’in muhteşem dondurmacısından dondurma yiyip, parkta uzanıp spor yapıyorum veya kitap okuyorum.

Montreal-Kanada-Lachine-mahallesi-yerimdeduramiyorum
Montreal Kanada, Lachine Mahallesi. Yeşilin ve mavinin uyumu ne kadar huzurlu değil mi?

Dolayısıyla bence Montreal’in lokal hayatı en iyi, sizin kişiliğinize uyan mahallede deneyimlenir. Sanatçı, yazar ve ünlülerin genelde takıldığı ve Montreal’in renkli mimarisini en iyi yansıtan mahalle Plateau’dur mesela. Yoldan geçen her 5 kişiden 4’ünün hipster olmasını isterim derseniz Mile End’i seversiniz. Şehrin Sultanahmet’i neresidir, nerede çok turist olur, turistlere satılan incik boncuklar nerede bulunur derseniz o zaman Vieux Montreal (Eski Montreal)’deki Eski Liman bölgesine gitmelisiniz. İngilizce konuşan neredeyse kimsenin olmadığı işçi sınıfı mahallesini görmek isterim derseniz de Hochelaga Mahallesi’ndeki lokal hayat size göre olacaktır. Nitekim ben eskiden orada oturuyordum ve toplumu tanımak konusunda çok yardımı olmuştu bana o mahallenin.

6. Son olarak Kanada hakkında burayı ziyaret edeceklere ne önerirsin? Harika trekking rotalarından bahsetmek ister misin?

Ben Kanada’yı seyahat edeceklere, şehirde geçirecekleri vakti çok kısa tutup mümkün olduğunca doğasını keşfetmelerini önerirdim. Avrupa’yı gezmiş fakat kuzey Amerika’ya ilk kez gelecek olan gezginler için Montreal ve Toronto gibi birkaç büyük şehri gezmek enteresan olabilir. Fakat Amerikan şehirlerini zaten görmüş olanlar için Kanada şehirleri tekrar gibi gelebilir. Ben Kanada’yı herhangi bir amaçla ziyaret edeceklere ve gezeceklere Montreal, Quebec (şehir olan) veya Victoria gibi kendine has özellikleri olan şehirleri gezmelerini tavsiye ederdim.

Montreal, Jacques Cartier Köprüsü

Montreal’deki Vieux Port (Eski Liman) ve Central Park’ın mimarı tarafından tasarlanmış olan Mont Royal Tepesi Parkı kesinlikle görülmeye değer. Quebec’in başkenti olan Quebec şehrinin eski sokakları, dünyanın en çok fotoğraflanan oteli olan Frontenac Şatosu, Orleans Adası ve Montmorency Şelalesi gezginlerin epey hoşuna gidecektir. Fakat başta dediğim gibi ben yine de Kanada’ya şehir odaklı değil de trek odaklı seyahatlerin daha tatmin edici olacağını düşünüyorum. Eğer Ontario-Quebec Bölgesi ziyaret edilecekse, Mont-Tremblant Milli Parkı yürüyüş parkurları kesinlikle deneyimlenmeye değer.

Mont Tremblant
Mont Tremblant, Quebec-Kanada

Road trip düşünenlerinse kesinlikle Montreal’e 10 saat uzaklıktaki, Atlantik okyanusunun kuzeyindeki Gaspesie Bölgesini görmelerini öneririm. Hatta bütçesi çok daha iyi olanların ve çoğu kişinin görmediği ilginç yerlere gitmek isterim diyenlerin o bölgedeki Anticosti ve Madelaine Adaları’na ve hatta St. Johns şehrine kadar gitmelerini kesinlikle öneririm. Gizli saklı yerleri değil de aşırı turistik yerleri sevenler belki Niagara Şelaleleri’ni görmek isteyebilirler. Fakat şelalenin güzelliğinden ziyade selfie çubuklarının fotoğrafını çekme ihtimaliniz daha yüksek bence.

Kanada Rocky Dağları’ndan

Kanada’nın batı ve orta bölgelerine gideceklerin ise kesinlikle tek istikameti Rocky Dağları olmalı. Bunun için de Alberta Eyaleti’nin Calgary kentine gitmek gerekiyor. Dünyaca ünlü Yoho ve Banff Milli Parkları’nda herkesin tecrübe ve ekipman seviyesine göre uzunlu kısalı belki de yüzlerce yürüyüş ve tırmanış parkuru bulunuyor. İrtifanın yüksek olduğu bu dağlık alanda sadece arabayla yoldan geçerken bile inanılmaz manzaralarla karşılaşıyorsunuz. 3-4 günlük birkaç trek için dağlara çıktığınızda ise gözlerinize inanamayacağınız kadar güzel; göllerle buzulların, dağlarla ormanların birbirine karıştığı manzalaralar görüyorsunuz. Dünyanın en popüler trek güzergahlarından biri olan Rocky dağlarına bence her yürüyüşçünün hayatında bir kez çıkması gerekir diye düşünüyorum. Calgary şehri oldukça sıkıcı ve klasik bir Kanada şehri olmasına rağmen, Rocky dağlarına çok yakın olduğu için orada yaşayanları biraz kıskanmıştım bile sırf bu yüzden.

Deniz’i instagram’da takip etmek için tıklayın.

Deniz’in harika fotoğraflarını çeken Jean Michel’in Flickr adresi de burada.

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here